Onyedinci yüzyılda Evliya Çelebi, İstanbul civarında kırküç bin bahçe ve bostan, Sultanahmet civarında seksen kadar çiçekçi dükkanı olduğunu belirtirken, dönemin çiçek sevgisini dile getirir. 1641 yılında “Bahçe Düzenleme ve Ağaç Geliştirme” adlı cemiyetin kurulması ve “Çiçekçibaşı” makamının oluşturulması da konuya verilen önemin ve kurumsallaşma çabasının göstergesidir. İstanbul’a 1788’de gelen Jan Potocki adlı seyyâhın, “Dükkanlar gördüm, ağaç damdan yukarı çıkıyor, dallar duvarları delip geçiyordu” ifadesi; dönemin ağaç tutkusunu yansıtmaktadır.
Avrupa Kültür Başkenti 2010 yılı etkinliklerinde vurgulandığı gibi “Boğaziçi ve Haliç başta olmak üzere, su yollarının İstanbul kentinin gerek geçmişi gerek bugünün de üstlendiği roller başka şehirlerle kıyaslanmayacak özelliklere sahiptir”. Bu etkinin en çok gözlendiği alanlardan biri de doğal olarak bitki örtüsüdür. Toprak, su, hava ve ateş ile başlayan ve kökleri Anadolu’ya dayanan bir metafordan yola çıkan bu efsaneye, bitkilerle yeni bir boyut kazandırılmaktadır.
Bu amaçla, Ali Nihat Gökyiğit Vakfı, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi bünyesindeki adalardan birini İstanbul‘a ayırmıştır. 2010 yılı boyunca gerçekleşecek etkinliklere de ev sahipliği yapacak bu ada daha sonra da botanik bahçesinin kalıcı ziyaret alanlarından biri olacaktır.
"...Her detayı ile meşgul olduğum ve titizlikle takip ettiğim “İstanbul Adası” projesinden daha fazla heyecan ve mutluluk verecek başka bir çalışmanın bana nasip olacağını pek zannetmiyorum..."
İstanbul Adası’nın odak noktasını oluşturan bahçe, yazılı ve görsel kaynaklardan yola çıkılarak 18. yy İstanbul bahçelerini, dönemin orijinal tasarımlarına sadık kalınmaya çalışılarak tüm yapısal ve bitkisel güzelliklerini yansıtacak şekilde düzenlenmiştir. Mahalle Çeşmesi, Çınarlı Seyir İskelesi, konak bahçemizin bütünleyici mekânlarını oluşturmaktadır.
18. yüzyıldan önce inşa edilen Türk saray bahçeleri daha sonraki dönemde inşa edilenlere göre çok daha sade yapıdaydı. Ancak Türk bahçe sanatının orijinal karakteristiği XVIII. Yüzyıl’dan itibaren Rönesans ve Barok bahçe sanatının etkisi ile değişmiştir. XIX. Yüzyıl ortalarında ise Osmanlı bahçe sanatı neredeyse tamamen yok olmuştur.
Her ne kadar 18. yüzyıl İstanbul Bahçe anlayışının yazılı ve görsel kaynakları günümüze ulaşamamış olsa da günümüze kadar gelmiş minyatürler, şiirler ve bazı yazılı kaynaklardan yararlanılarak bu bahçelerin genel karakteristiği belirlenmeye çalışılmaktadır.
18. yüzyıl bahçelerinin genel karakteristikleri şöyledir;
Bahçenin ana yapısını oluşturan oturma, süs ve fayda temalı bahçeler bütününden oluşan iç bahçe; kapı, tak ve duvarlarla dış alandan ayrılır.
Bir ana eksen ve onun çevresinde gelişen ikincil eksenler söz konusudur. Yollar, çiçek tarhları ve duvarlar muntazam olmalıdır.
Bahçede istinat duvarları kullanılarak manzara esaslı seviyeler yaratılmıştır. Düz alanlarda bile bahçe içersinde yatay sofalar ile arazi yükseltilerek ya da çukur bahçeler oluşturularak arazi kotu düşürülmüştür.
Su elemanı bahçede önemli bir yer tutmaktadır. Mevsimlere göre değişiklik gösteren bahçe yapısı içerisinde bir ya da birden fazla havuz vazgeçilmez bir unsurdur. Akar ve hareketli olan su tercih edilir. Havuzlarda fıskiyeler bulunur. Su genellikle setler halinde alt seviyeye akar. Bir kaynaktan akmaya başlayan su bir havuzda son bulur. Suyun sadece fıskiyelerden değil açık kanaldan akıtılması da çok kullanılan bir sistemdir.
Bitki türleri ve kullanımı açısından çiçekler, bahçede özel bir yere sahiptir. Osmanlı bahçelerinde, renk kompozisyonu ve desenler oluşturmak yerine kokusu ve göze hoş görünüşü için kullanılan çiçeklerde renk ve tür karmaşıklığı görülmez. Süs bahçesi bölümünün en büyük kısmını parterler oluşturur. Bunlar yollar veya duvarlarla çevrelenmiştir. Parterler bir kaç metrekareden büyük değildir. Her bölüm aynı tür ve renkte çiçeklerle kaplıdır. Bu alanlar genellikle aynı büyüklükte ve şekildedir. Bu parterlerin arasında dövme taş, kum, çakıl veya malta taşı malzemeli yürünebilecek genişlikte yollar bırakılır. Parterler 18. yüzyılın sonlarına doğru (bizim bahçemizde de görülebileceği gibi) şimşir ile çevrelenmeye başlamıştır.
Bahçe, gezinti bahçesinden çok oturma amaçlı bir bahçedir. Ahşap veya metal kameriyeler sarmaşık veya asmalarla süslenmiştir.
“Süs” ten ziyade “mantık” ve “fayda” ya önem verilen Osmanlı’da bahçede çiçek kadar “fayda bahçesi” ni oluşturan meyve ağaçlarına da yer verilmiştir.
Bahçe evin olduğu seviyede daha çok taşlık olarak devam etmektedir.
18. yüzyıl İstanbul Konak Bahçesi üç ayrı kotta bulunan ve üç ayrı temaya sahip alandan oluşmaktadır.
İlk ve en üst kat olan ‘fayda’ temalı bahçede elma, nar, malta eriği, badem, armut, erik ve vişne ağaçları bulunmaktadır. Alanın ortasında bulunan ‘spiral havuz’ alanının dışında bulunan ‘mahalle çeşmesi’nden kendi cazibesi ile gelen su ile beslenmekte ve bir kanal vasıtası ile aşağı ki kotta bulunan havuza düşmektedir.
İkinci kottaki bahçede ise ‘dinlenme ve süs’ teması işlenmektedir. Mevsimsel olarak renk ve çeşit değişiklileri ile görsel olarak zenginleşecek olan çiçek parterleri ve iki adet fıskiyesi ile Osmanlı bahçe sanatının görselliğe olan düşkünlüğünü anlatılmaktadır. Parterlerin iki yanında bulunan ahşap pergolalar ile de dinlenme ihtiyacı karşılanmaktadır.
Son ve en alt kottaki alanda ise ‘konak’ bulunmaktadır. Taşlık alanın ağırlıklı olduğu bu alanda bulunan konak harabe bir bina kalıntısı ile sergilenmektedir. Mahalle çeşmesinden ve üst kottan bir kanal vasıtası ile gelen su ise bu kattaki havuzda son bulmaktadır.
İstanbul adası sayfası ana resmi
İSTANBUL ADASI
Onyedinci yüzyılda Evliya Çelebi, İstanbul civarında kırküç bin bahçe ve bostan, Sultanahmet civarında seksen kadar çiçekçi dükkanı olduğunu belirtirken, dönemin çiçek sevgisini dile getirir. 1641 yılında “Bahçe Düzenleme ve Ağaç Geliştirme” adlı cemiyetin kurulması ve “Çiçekçibaşı” makamının oluşturulması da konuya verilen önemin ve kurumsallaşma çabasının göstergesidir. İstanbul’a 1788’de gelen Jan Potocki adlı seyyâhın, “Dükkanlar gördüm, ağaç damdan yukarı çıkıyor, dallar duvarları delip geçiyordu” ifadesi; dönemin ağaç tutkusunu yansıtmaktadır.
Avrupa Kültür Başkenti 2010 yılı etkinliklerinde vurgulandığı gibi “Boğaziçi ve Haliç başta olmak üzere, su yollarının İstanbul kentinin gerek geçmişi gerek bugünün de üstlendiği roller başka şehirlerle kıyaslanmayacak özelliklere sahiptir”. Bu etkinin en çok gözlendiği alanlardan biri de doğal olarak bitki örtüsüdür. Toprak, su, hava ve ateş ile başlayan ve kökleri Anadolu’ya dayanan bir metafordan yola çıkan bu efsaneye, bitkilerle yeni bir boyut kazandırılmaktadır.
Bu amaçla, Ali Nihat Gökyiğit Vakfı, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi bünyesindeki adalardan birini İstanbul‘a ayırmıştır.2010 yılı boyunca gerçekleşecek etkinliklere de ev sahipliği yapacak bu ada daha sonra da botanik bahçesinin kalıcı ziyaret alanlarından biri olacaktır.
Nihat Bey’in Sözü
...Her detayı ile meşgul olduğum ve titizlikle takip ettiğim “İstanbul Adası” projesinden daha fazla heyecan ve mutluluk verecek başka bir çalışmanın bana nasip olacağını pek zannetmiyorum...
Ali Nihat Gökyiğit
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, Ali Nihat Gökyiğit Vakfı’nın Biyolojik Çeşitliliğin Korunması ve Tanıtılması Amacıyla Gerçekleştirdiği Bir Toplumsal Faaliyetidir.
Harita
Resim
18. Yüzyıl İstanbul Konak Bahçesi
İstanbul Adası’nın odak noktasını oluşturan bahçe, yazılı ve görsel kaynaklardan yola çıkılarak 18. yy İstanbul bahçelerini, dönemin orijinal tasarımlarına sadık kalınmaya çalışılarak tüm yapısal ve bitkisel güzelliklerini yansıtacak şekilde düzenlenmiştir. Mahalle Çeşmesi, Çınarlı Seyir İskelesi, konak bahçemizin bütünleyici mekânlarını oluşturmaktadır.
18. yüzyıldan önce inşa edilen Türk saray bahçeleri daha sonraki dönemde inşa edilenlere göre çok daha sade yapıdaydı. Ancak Türk bahçe sanatının orijinal karakteristiği XVIII. Yüzyıl’dan itibaren Rönesans ve Barok bahçe sanatının etkisi ile değişmiştir. XIX. Yüzyıl ortalarında ise Osmanlı bahçe sanatı neredeyse tamamen yok olmuştur.
Her ne kadar 18. yüzyıl İstanbul Bahçe anlayışının yazılı ve görsel kaynakları günümüze ulaşamamış olsa da günümüze kadar gelmiş minyatürler, şiirler ve bazı yazılı kaynaklardan yararlanılarak bu bahçelerin genel karakteristiği belirlenmeye çalışılmaktadır.
18. yüzyıl bahçelerinin genel karakteristikleri şöyledir;
Bahçenin ana yapısını oluşturan oturma, süs ve fayda temalı bahçeler bütününden oluşan iç bahçe; kapı, tak ve duvarlarla dış alandan ayrılır.
Bir ana eksen ve onun çevresinde gelişen ikincil eksenler söz konusudur. Yollar, çiçek tarhları ve duvarlar muntazam olmalıdır.
Bahçede istinat duvarları kullanılarak manzara esaslı seviyeler yaratılmıştır. Düz alanlarda bile bahçe içersinde yatay sofalar ile arazi yükseltilerek ya da çukur bahçeler oluşturularak arazi kotu düşürülmüştür.
Su elemanı bahçede önemli bir yer tutmaktadır. Mevsimlere göre değişiklik gösteren bahçe yapısı içerisinde bir ya da birden fazla havuz vazgeçilmez bir unsurdur. Akar ve hareketli olan su tercih edilir. Havuzlarda fıskiyeler bulunur. Su genellikle setler halinde alt seviyeye akar. Bir kaynaktan akmaya başlayan su bir havuzda son bulur. Suyun sadece fıskiyelerden değil açık kanaldan akıtılması da çok kullanılan bir sistemdir.
Bitki türleri ve kullanımı açısından çiçekler, bahçede özel bir yere sahiptir. Osmanlı bahçelerinde, renk kompozisyonu ve desenler oluşturmak yerine kokusu ve göze hoş görünüşü için kullanılan çiçeklerde renk ve tür karmaşıklığı görülmez. Süs bahçesi bölümünün en büyük kısmını parterler oluşturur. Bunlar yollar veya duvarlarla çevrelenmiştir. Parterler bir kaç metrekareden büyük değildir. Her bölüm aynı tür ve renkte çiçeklerle kaplıdır. Bu alanlar genellikle aynı büyüklükte ve şekildedir. Bu parterlerin arasında dövme taş, kum, çakıl veya malta taşı malzemeli yürünebilecek genişlikte yollar bırakılır. Parterler 18. yüzyılın sonlarına doğru (bizim bahçemizde de görülebileceği gibi) şimşir ile çevrelenmeye başlamıştır.
Bahçe, gezinti bahçesinden çok oturma amaçlı bir bahçedir. Ahşap veya metal kameriyeler sarmaşık veya asmalarla süslenmiştir.
“Süs” ten ziyade “mantık” ve “fayda” ya önem verilen Osmanlı’da bahçede çiçek kadar “fayda bahçesi” ni oluşturan meyve ağaçlarına da yer verilmiştir.
Bahçe evin olduğu seviyede daha çok taşlık olarak devam etmektedir.
18. yüzyıl İstanbul Konak Bahçesi üç ayrı kotta bulunan ve üç ayrı temaya sahip alandan oluşmaktadır.
İlk ve en üst kat olan ‘fayda’ temalı bahçede elma, nar, malta eriği, badem, armut, erik ve vişne ağaçları bulunmaktadır. Alanın ortasında bulunan ‘spiral havuz’alanının dışında bulunan ‘mahalle çeşmesi’nden kendi cazibesi ile gelen su ile beslenmekte ve bir kanal vasıtası ile aşağı ki kotta bulunan havuza düşmektedir.
İkinci kottaki bahçede ise ‘dinlenme ve süs’ teması işlenmektedir. Mevsimsel olarak renk ve çeşit değişiklileri ile görsel olarak zenginleşecek olan çiçek parterleri ve iki adet fıskiyesi ile Osmanlı bahçe sanatının görselliğe olan düşkünlüğünü anlatılmaktadır. Parterlerin iki yanında bulunan ahşap pergolalar ile de dinlenme ihtiyacı karşılanmaktadır.
Son ve en alt kottakialanda ise ‘konak’ bulunmaktadır. Taşlık alanın ağırlıklı olduğu bu alanda bulunan konak harabe bir bina kalıntısı ile sergilenmektedir. Mahalle çeşmesinden ve üst kottan bir kanal vasıtası ile gelen su ise bu kattaki havuzda son bulmaktadır.
resim
İstanbul Boğazı
Asya ile Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan İstanbul Boğazı, yüzyıllar boyunca çeşitli kültürlerin yuvası olmuştur. İki kıta arasında kurulan dünyadaki tek kent olan İstanbul üzerinde yaşamış ve halen halen yaşamakta olan tüm kültürlerin özellikleri ile şekillenmiştir.
İstanbul'un, surlar içinde kalan bölümünün, yedi tepe üzerinde kurulduğu söylenir. Bu nedenle 'Yedi tepeli kent' denince akıllara İstanbul gelmektedir.
İstanbul Adası’nın önemli bir öğesi olan Boğaziçi alanı, ölçekli olarak küçültülerek alana yerleştirilen “İstanbul Boğazı”nı sembolize etmektedir. Suyunun rengi, köprüleri, Kız Kulesi ve dört mevsim değişecek çiçekli “Yedi Tepesi”yle minyatür boğaz, seyir iskelesi ve teraslarından izlenebilmektedir.
resim
Çeşme Alanı
‘Çeşme’, su kaynağı anlamında, göz kelimesinin Farsça karşılığı olan ‘çeşm’ kelimesinden dilimize geçmiştir. Çeşmelerin mimarisi, Osmanlıların batı kültüründen etkilenmeye başladığı 18. yüzyıla kadar olan dönem öncesi ve sonrası olarak ele alınabilir. 18. yüzyıldan önceki çeşmeler genellikle klasik Osmanlı mimari tarzlarını yansıtırken, 18. yy. sonrasında yapılan çeşmelerde Avrupa mimarisinin etkileri görülmektedir.
Mahalle çeşmesi toplumsal iletişim ağının başlıca düğüm noktalarından birisidir. İmparatorluğun son zamanlarına kadar genel su şebekesinden evlere dağıtım yapılamamaktaydı. Kent halkı ihtiyaçları olan suyu sokaklardaki çeşmelerden almaktaydı. Bunun sonucu olarak, geleneksel kültürde çeşme başı, özellikle kadın hayatının sosyalleşmeye açık yönünü temsil etmektedir.
O dönemde herhangi bir canlının su ihtiyacını karşılamanın büyük sevap olması nedeniyle padişahlar, valide sultanlar, hanım sultanlar, vezirler, beyler, efendiler, ağalar kendilerinin hayırla anılması veya ölmüş bir yakınının ruhunun şad olması için bir çeşme yaptırmayı adet edinmişlerdir.
Bizim çeşmemiz de konak bahçemiz ile bütünleşen bir mahalle çeşmesini simgelemektedir. Traverten çeşme üzerinde NGBB’nin sembolü olan iris bitkisinin kabartma motifleri yer almaktadır. Çeşmeden çıkan su kendi cazibesi ve kapalı bir kanal vasıtasıyla konak bahçemizin su kanalının kaynağı olan spiral havuza ulaşmaktadır.
resim
İstanbul Bitkileri Gösteri Alanı
İstanbul’da yaklaşık 2.500 bitki türü yaşamakta olup bunlardan yaklaşık 20 tür sadece İstanbul’da yetişmektedir (endemik). Bu alan, İstanbul özelinde Türkiye’nin özel coğrafi konumunun getirdiği bu zengin bitkisel dokunun, günümüz modern bahçe tasarım yaklaşımı ile sergilenmesine ayrılmıştır. Alan yok olmakta olan ve İstanbul ile bütünleşmiş bazı türlere ev sahipliği yapacaktır.
Sanayileşme, şehirleşme, tarım alanlarının genişlemesi, aşırı otlatma, yurt dışına ihraç ve yurt içi kullanım amacı ile doğadan toplamalar, çorak alanların ıslahı, tarımsal mücadele ve kirleme, yangınlar bitkileri tehdit eden faktörlerdir. Ülkemizde yetişen endemik ve endemik olmayan bitkiler tüm bu baskılar altında neslini devam ettirebilmekte zorlanmaktadır.
Avrupa’da bu yok olmaya karşı dünya doğa koruma kuruluşları ve botanik bahçeleri birlikte çalışmaktadır. ANG Vakfı bünyesindeki Botanik Bahçemiz de bu hassasiyetle İstanbul’a özgü ve endemik otsu bitki türlerini bu alan içinde korunmayı ve halkı bu yolla bilgilendirmeyi görev edinmiştir.
SERGİLER
Türk Kültüründe Bahçe ve Çiçek
“İstanbul’un Kültür ve Yaşamında Bahçe ve Çiçek” temalı sergide, üzerinde çiçek ve ağaç motifi bulunan değişik objelerden 120 tablonun yer aldığı bir sergidir. Sergide çeşmeler, mezar taşları, silahlar, çadırlar, kitabeler, çiniler, fermanlar, kıyafetler, ev süslemeleri, kısaca yaşamın her alanında yer alan resim, gravür ve minyatürlerinde bulunan bahçe ve çiçek motifleri sunulmaktadır. İstanbul’da çiçek yetiştirmenin nasıl şiir gibi müzik gibi tutkulu bir sanat haline geldiği; mutfağı zenginleştirme ve renk tonlarını belirtmeye varıncaya kadar meyve ve çiçeğin ne kadar geniş bir alanda etkili olduğu görülmektedir.
İstanbul’da Mutlu Olan Ağaçlar
Farklı iklim kuşaklarının etkisi altında olması ve farklı uygarlıklara başkentlik yapmasının etkisi İstanbul’un ağaç çeşitliliğini arttırmıştır. Yurtdışından getirilen birçok ağaç türü buraya uyum sağlamıştır. Sergide servi, çınar, erguvan gibi İstanbul’a sembol olmuş ağaçların yanında sarıçiçekli atkestanesi, lâle ağacı gibi ender bulunan ağaçların fotoğrafları yer almaktadır.
İstanbul’un Çiçekleri
Yaklaşık 2500 bitki türüyle Avrupa’nın birçok ülkesini bile geride bırakan İstanbul’un çiçeklerinin yer aldığı sergi özellikle İstanbul endemiği bitki türlerini kapsamaktadır.
İstanbul Bahçesi’nin özgün köşelerinden biri de Osmanlı çadırıdır. Eski Türklerin yaşantısında çok önemli bir yer tutan çadırlar işlevleri ve sahiplerine göre bazı farklılıklar gösterirse de temel özellikleri bakımından aynıdır. Türk çadırlarının dış yüzeyi genel olarak tek renk olmasına rağmen iç yüzeyi yaşam ortamı anlayışına uygun olarak değişik motiflerle süslenir. Çoğunlukla bitki ve çiçeklerden oluşan motifler, bazen geometrik desenlere dönüşse de yaşam ortamını güzelleştirme amacı için olmazsa olmazlardandır. İstanbul Bahçesi düzenlenirken eski İstanbul yaşantısını canlandırmak düşüncesi ile konak bahçesinin içine bir de Osmanlı çadırı (otağ)kuruldu. Üç bölümden oluşan çadırın iç cephesi geleneksel Osmanlı çadırlarında görülen motiflerle bezendi. Yaklaşık 75 m2 lik bir alanda kurulan çadır bir yandan kalabalık toplantılara ev sahipliği yaparken diğer yandan değişik amaçlı sergiler düzenlenmesine imkan sağlamaktadır.
Asya ile Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan İstanbul Boğazı, yüzyıllar boyunca çeşitli kültürlerin yuvası olmuştur. İki kıta arasında kurulan dünyadaki tek kent olan İstanbul üzerinde yaşamış ve halen halen yaşamakta olan tüm kültürlerin özellikleri ile şekillenmiştir.
İstanbul'un, surlar içinde kalan bölümünün, yedi tepe üzerinde kurulduğu söylenir. Bu nedenle 'Yedi tepeli kent' denince akıllara İstanbul gelmektedir.
İstanbul Adası’nın önemli bir öğesi olan Boğaziçi alanı, ölçekli olarak küçültülerek alana yerleştirilen “İstanbul Boğazı”nı sembolize etmektedir. Suyunun rengi, köprüleri, Kız Kulesi ve dört mevsim değişecek çiçekli “Yedi Tepesi”yle minyatür boğaz, seyir iskelesi ve teraslarından izlenebilmektedir.
‘Çeşme’, su kaynağı anlamında, göz kelimesinin Farsça karşılığı olan ‘çeşm’ kelimesinden dilimize geçmiştir. Çeşmelerin mimarisi, Osmanlıların batı kültüründen etkilenmeye başladığı 18. yüzyıla kadar olan dönem öncesi ve sonrası olarak ele alınabilir. 18. yüzyıldan önceki çeşmeler genellikle klasik Osmanlı mimari tarzlarını yansıtırken, 18. yy. sonrasında yapılan çeşmelerde Avrupa mimarisinin etkileri görülmektedir.
Mahalle çeşmesi toplumsal iletişim ağının başlıca düğüm noktalarından birisidir. İmparatorluğun son zamanlarına kadar genel su şebekesinden evlere dağıtım yapılamamaktaydı. Kent halkı ihtiyaçları olan suyu sokaklardaki çeşmelerden almaktaydı. Bunun sonucu olarak, geleneksel kültürde çeşme başı, özellikle kadın hayatının sosyalleşmeye açık yönünü temsil etmektedir.
O dönemde herhangi bir canlının su ihtiyacını karşılamanın büyük sevap olması nedeniyle padişahlar, valide sultanlar, hanım sultanlar, vezirler, beyler, efendiler, ağalar kendilerinin hayırla anılması veya ölmüş bir yakınının ruhunun şad olması için bir çeşme yaptırmayı adet edinmişlerdir.
Bizim çeşmemiz de konak bahçemiz ile bütünleşen bir mahalle çeşmesini simgelemektedir. Traverten çeşme üzerinde NGBB’nin sembolü olan iris bitkisinin kabartma motifleri yer almaktadır. Çeşmeden çıkan su kendi cazibesi ve kapalı bir kanal vasıtasıyla konak bahçemizin su kanalının kaynağı olan spiral havuza ulaşmaktadır.
İstanbul’da yaklaşık 2.500 bitki türü yaşamakta olup bunlardan yaklaşık 20 tür sadece İstanbul’da yetişmektedir (endemik). Bu alan, İstanbul özelinde Türkiye’nin özel coğrafi konumunun getirdiği bu zengin bitkisel dokunun, günümüz modern bahçe tasarım yaklaşımı ile sergilenmesine ayrılmıştır. Alan yok olmakta olan ve İstanbul ile bütünleşmiş bazı türlere ev sahipliği yapacaktır.
Sanayileşme, şehirleşme, tarım alanlarının genişlemesi, aşırı otlatma, yurt dışına ihraç ve yurt içi kullanım amacı ile doğadan toplamalar, çorak alanların ıslahı, tarımsal mücadele ve kirleme, yangınlar bitkileri tehdit eden faktörlerdir. Ülkemizde yetişen endemik ve endemik olmayan bitkiler tüm bu baskılar altında neslini devam ettirebilmekte zorlanmaktadır.
Avrupa’da bu yok olmaya karşı dünya doğa koruma kuruluşları ve botanik bahçeleri birlikte çalışmaktadır. ANG Vakfı bünyesindeki Botanik Bahçemiz de bu hassasiyetle İstanbul’a özgü ve endemik otsu bitki türlerini bu alan içinde korunmayı ve halkı bu yolla bilgilendirmeyi görev edinmiştir.
“İstanbul’un Kültür ve Yaşamında Bahçe ve Çiçek” temalı sergide, üzerinde çiçek ve ağaç motifi bulunan değişik objelerden 120 tablonun yer aldığı bir sergidir. Sergide çeşmeler, mezar taşları, silahlar, çadırlar, kitabeler, çiniler, fermanlar, kıyafetler, ev süslemeleri, kısaca yaşamın her alanında yer alan resim, gravür ve minyatürlerinde bulunan bahçe ve çiçek motifleri sunulmaktadır. İstanbul’da çiçek yetiştirmenin nasıl şiir gibi müzik gibi tutkulu bir sanat haline geldiği; mutfağı zenginleştirme ve renk tonlarını belirtmeye varıncaya kadar meyve ve çiçeğin ne kadar geniş bir alanda etkili olduğu görülmektedir.
İstanbul’da Mutlu Olan Ağaçlar
Farklı iklim kuşaklarının etkisi altında olması ve farklı uygarlıklara başkentlik yapmasının etkisi İstanbul’un ağaç çeşitliliğini arttırmıştır. Yurtdışından getirilen birçok ağaç türü buraya uyum sağlamıştır. Sergide servi, çınar, erguvan gibi İstanbul’a sembol olmuş ağaçların yanında sarıçiçekli atkestanesi, lâle ağacı gibi ender bulunan ağaçların fotoğrafları yer almaktadır.
İstanbul’un Çiçekleri
Yaklaşık 2500 bitki türüyle Avrupa’nın birçok ülkesini bile geride bırakan İstanbul’un çiçeklerinin yer aldığı sergi özellikle İstanbul endemiği bitki türlerini kapsamaktadır.